Ezana yirmi dakika kala telefon trafiği tavan yapıyor
Ramazan her yıl takvimde on, on bir gün öne kayıyor; bu yüzden iftar vakti bazı yıl 17.30'da, bazı yıl ise 20.15'e yakın bir saatte düşebiliyor. Hangi saate denk gelirse gelsin sonuç aynı: o günün bütün yemek siparişi, saatler boyunca dağılan normal bir talepten farklı olarak, ezandan önceki son otuz kırk dakikaya sıkışıyor. Bomonti'deki bir catering firması ya da Üsküdar'daki bir lokanta için bu, günün tek kritik penceresi haline geliyor.
Bu dar pencereyi karşılamak için kurye firmaları o saat dilimine özel ekstra araç ayırıyor; normal günde bir bölgeye tek kurye yeterli gelirken, Ramazan'da aynı bölgeye ezandan önceki yarım saatte iki hatta üç kurye yönlendiriliyor. Geciken bir iftar siparişi, geciken bir öğle yemeği siparişinden farklı bir sonuç doğuruyor; müşteri telafi kabul etmiyor, çünkü vakit geçtikten sonra o siparişin anlamı kalmıyor.
Ramazanda kurye siparişi normal günden nasıl ayrışır?
Sıradan bir günde talep öğle ve akşam olmak üzere iki yumuşak tepe çizer. Ramazanda bu tablo tamamen değişiyor: öğlen saatlerinde oruçlu müşteri sayısı arttığı için 12.00-16.00 arası sipariş hacmi gözle görülür şekilde düşüyor, kurye firmaları bu saatlerde filonun bir kısmını başka bölgelere kaydırıyor. Asıl yoğunluk akşam ezanına doğru patlıyor, sonra kısa bir sessizlik dönemi başlıyor.
Gece yarısından sonra ise ikinci bir dalga geliyor: sahur. Kadıköy ve Beşiktaş'taki bazı zincir restoranlar normalde gece yarısı kapattığı siparişi Ramazan boyunca imsak vaktine, yani sezona göre 03.30-05.00 arasına kadar açık tutuyor. Bu saatte çalışan kurye sayısı azaldığından, sahur siparişi alan firmalar genelde o gece için önceden anlaşmalı sabit bir kurye ekibiyle çalışmayı tercih ediyor; son dakika sipariş girildiğinde uygun kurye bulma şansı normal gece saatlerine göre daha düşük.
İftardan sonra sokaklar neden birden boşalıp yeniden doluyor?
Ezana bir iki dakika kala caddeler İstanbul'un başka hiçbir gününde görülmeyen bir sessizliğe bürünüyor; herkes ya masasında ya da aracında durmuş, sofra açılmasını bekliyor. Kuryeler bu kısa boşluğu iyi biliyor ve son teslimatları tam bu dakikalarda, trafiğin tamamen durduğu o on dakikalık pencerede tamamlamaya çalışıyor. Hemen ardından İstanbul'da 'intikam trafiği' denen bir kalabalık başlıyor; karnını doyuran şehir aynı anda sokağa çıkıp ziyarete, alışverişe ya da tatlıcıya gidiyor.
Bu ikinci dalga, ezandan sonraki bir bir buçuk saat boyunca özellikle köprü ve ana arter geçişlerini kilitliyor. Deneyimli kurye operasyonları bu saatte Boğaz geçişli ya da TEM üzerinden uzun rotaları mümkünse ezandan önce bitirip, ezandan sonraki süreyi yakın bölge teslimatlarına ayırıyor; aksi halde bir kurye tek bir uzun rotada bu trafiğe yakalanıp geri kalan siparişlerin tamamını geciktirebiliyor.
Toplu iftar kumanyası, kurumsal Ramazan hediyesinden ayrı bir iş
Vakıfların ve mahalle derneklerinin ihtiyaç sahibi ailelere dağıttığı iftar kumanya kolileri, tek bir restoran siparişinden tamamen farklı bir lojistik gerektiriyor. Sultanbeyli ya da Esenler'de bir dernek elli altmış koliyi aynı anda birden fazla adrese dağıtırken, kurye her durakta kutuyu elden teslim edip kimin aldığını not etmek zorunda kalıyor; bu da süreci tek seferlik bir teslimattan çok, planlı bir çoklu durak turuna çeviriyor ve genelde ezandan en az bir saat önce başlatılması gerekiyor, çünkü son durağa ezana on dakika kala ulaşmak kabul edilebilir değil.
Şirketlerin iş ortaklarına gönderdiği hurma, kahve ve kuru yemiş kutularından oluşan kurumsal Ramazan hediyesi ise zamanlama açısından tam tersi bir mantıkla işliyor: bu gönderiler iftar saatiyle yarışmıyor, Ramazan'ın ilk on günü içinde dağıtılması yeterli oluyor. Bu yüzden aynı şirketin hem o akşamın iftar yemeğini hem de haftalar önce planladığı hediye kutusunu aynı kurye talebiyle karıştırması, iki farklı aciliyet seviyesini birbirine karıştırdığı için teslimat planlamasında gereksiz bir öncelik çatışması yaratabiliyor.



